bu ne?

bu ne?
Photo by Ana Municio / Unsplash

Burası neden var?

Tanımlayarak gitmek benim konfor alanım. Sonrasında ilk başta kendi kendime koyduğum tanımların arasına da sıkışsam, her şeyin (evet çok iddialıyımdır, her şey!) hayatımda kategorize olmasına dair bir isteğim bir yönelimim var.

Geliştirmeye çalıştığım yönlerimden biri de esneklik aslında, tanımsızlığın olduğu yerde de rahat edebilmek, o tanımdan bu tanıma rahat rahat geçebilmek, biraz şerefsiz biraz omurgasız olmak :) Bu da lazım, bazen.

Mesele nerden nereye geldi. Az önce klavye yazısını yazarken, yazının birkaç yerinde "Bak kardeş (okuyan kişi) bunları sen oku da anlam bul diye değil. Bunları sadece klavyenin elimdeki tınısını deneyimlemek için yazıyorum. Ondan bu yazılarda çok mantık arama" minvalinde yazılar yazarken buldum kendimi. Sonra dedim ki banane, sanane.

Açayım:

Birisi hasbel-kader gelmiş benim şuanda hala daha klavyedeki tuş basışlarının sesinden ve giderek hızlanan parmak hareketlerimden keyif almak için belki de uzattıkça uzattığım cümlelerimi okuma gafletinde bulundu. Bu linki ben ona atmadım, ki neden atayım, öyle sevmediğim bir arkadaşım yok (ahahah birine atmış oluyormuşum ve tam burayı okuyormuş).. Çok dağılıyorum. Neyse.

Banane, merak etmiş gelmiş, merak etmiş okumuş.

Belki de hiç kimsenin bakmayacağı birkaç cümlemi yaratırken bunun tasarım baskısını bu kadar niş ve bu kadar özel bir alanda ben neden hissediyorum esas mesele bu. Oh.

Sinan Canan'ın bir videosunda, adam yazı yazarken aldığı ajandanın bütün sayfalarını eciş bücüş doldurarak yazdığını, kağıtı müsrifçe kullanmaması gerektiğinin kafasında yankılandığından bahsediyordu. Sonrasında da ya benim yazım ve düşüncelerim bu kağıt kadar değersiz mi? Poaça alırken etrafına sarılan kağıt yada götümüzü sildiğimiz de kağıt, ben güzelim düşüncelerim ve onların somutlaşmasına neden hiç kıymet vermiyorum da böyle sıkışıp tepişiyorum - diyordu.

Benzer bir yönelimim eğilimim olabilir, ve tam da şuanda klavyeyi denemek için bu uzuuuuun uzun yazma hevesim, bu abi kısa kes de okuyucunu sıkma düsturumla çok güzel çakıştı. Bu sayede evet farkettik bu düsturu. Bu arkadaşa bir isim verelim, bu arkadaşla daha çoook konuşucaz.

Özgü olsun bunun adı. Özgür olmanın bir tık gerisinde, ona asla ulaşamayan biri olsun. Öz gibi müthiş bir kelimeye de illa bir ek koyacak ve gereksiz uzatacak bir eki olsun. Osman kardeşimi de tanıtıcam günün birinde. Özgü kızımız da böylece ete kemiğe bürünmüş olsun.

Özgü kızım sabırsız, istiyor ki 29 dakikalık video 1 dakikaya sığsın. Hatta daha kötüsü de şu, kafasında paragraflar dolusu düşünce varken istiyor ki kafası quantum bilgisayar gibi çalışsın derin bir nefes alsın, o nefesi verirken kullandığı kelimeler ve vurgularla karşısındaki daha önceden hiç anlayamamış bir şeyi, arşimedin anadan üryan hamamdan fırlamacası gibi daaan diye anlayıversin.

Özgü'nün durumu çok sıkıntılı, çünkü insanlar genelde ondan daha sığ ve daha hızlı da düşünüyorlar. Biri sözünü bitirdiğinde hiçbir es vermeden, verdirmeden konuşma kürsüsüne atlayıveriyor bir tanesi, Özgü kabız oluveriyor o noktada. Es vermeye ihtiyacı var, başkası konuşurken de onu dinlemek yerine kendi cevabını düşünecek kadar konsantrasyonlu değil Özgü, bi türlü lafa giremiyor, girince de esas kurguladığı o arşimetli cevabı veremiyor dağılarak.

Gene de başarılı Özgü, iyi götürüyor. Ama burada yeri yok Özgü'nün. Burası başkasının yeri.

Burada istenen şey istenildiği kadar düşünülecek, yada istenildiği kadar düşünülmeden kusuverilecek. Burası Özgür olabilecek, okuyanın zamanını çaldım yuh lan 646 kelime oldu bunu kim okuyacak gibi düşünceler akıldan geçmeyecek. İstenen istenildiği gibi akıtılacak, anlatılacak.

Bir de özellikle terapi sürecimde, beynimde yeni çalışan devreleri yağlamaya geleceğim buraya. Misal yazının başındaki tanımlamama, esneklik kazanma meselesi gibi. Aslında buraya tanım yapmaya geldim, başlığını büyük puntolarla bu ne? diye koydum. Sonra bi başladım neler neler aktı.

Terapinin en güzel yaptığı şey heralde zekama tetik mekanizmaları koymak. Hatta bana o mekanizmaları koydurmak. 2 saat sonra uyanıcam deyip alarm kurmak gibi. Ben hayatımda biraz daha esnek olmaya çalışıcam diye niyetleniyorum, ve 2 saat sonra yada bir tanımlama yapmadan hemen önce alarm çalıveriyor. Diyor ki hoop kardeş, yapacak işin var öyle düüümdüz gidemezsin (tabi alarmın konusu esneklikse gide de bilirsin).

Esneklik konusunda yapmaya çalıştığım şey de bu, tanımlarken, tezatını da dillendirip, kafamda onu da normalleştirmeye çalışıyorum. Nitekim gittim buraya mesleki bir yazı yazdım günün birinde ve gidip bunu orada burada paylaştım, yada gittim bu bloğa seo tanımladım google'a adımı yazan şakkadanak buldu buraları.

Yada erginlenme yolculuğumda birkaç adım daha atıp birkaç fırın ekmek daha yedim diyelim, yada kaybettiğim kitap okuma alışkanlığımı tekrar kazandım diyelim. Belki ve bir ihtimal buraya da yazılarımı özlü şekilde yazabilirim.

Görüşürüz.