eskilerden: bulut denizinde yakamoz
Bu, bu anıyı yazmak için 6. denemem. Nasıl başlarsam başlıyım içime sinmedi. Bodoslama giriyorum, artık allah ne verdiyse...
Emre'yle harikulade bir sohbete dalmışız. Keremali gölü kenarına ateşimizi yakıp tam hava hafif hafif kararmaya başlamışken, düğün çorbası, tereyağlı bulgur pilavı ve içi oyuk patatesten muhafazalarında közde pişmiş yumurtalarımızdan oluşan ziyafetimizi yeni bitirmişiz. Tatlı niyetine tırmanış esnasında yoldan topladığımız kestaneleri o sırada içinde kalacağımızı planladığımız kulübede şans eseri bulduğumuz metal tepsiye sermişiz. Nasıl pişirilir ikimizin de hiçbir fikri yok, öyle heyecanla bekliyoruz. Ateş tam ayarında, ne yakıyor ne üşütüyor. Muhabbet ve sessizlik dengede, hani sanki Osman'la konuşuyorum, Emre o hissiyatı veriyor :)

Derken ortamın huzuru birden kaçıveriyor. 9 tane ATV'li insansı gaz verip drift yaparak yanımızda bitiveriyorlar. Motorlarının gürültüsünden sağır olmuş alayı, bağıra çağıra birbirlerine küfrederek bulunduğumuz ortamın içine ediyorlar. Oo hazır ateş varmış! Oo kestane de mi varmış!? 9'a 2'yiz. 3-4 kişi olsalar belki sesimizi yükseltebilirdik... Emre'yle bakışıyoruz. O esnada o ne düşünüyor hala bilmiyorum ama benim aklımdan geçen iyi ki benden önceki 2 misafiriyleyken bu vasıfsızların ortaya çıkmadığı. İçlerinden 1 tanesi hariç hepsi AKP seçmeni. O 1 taneden emin değilim, ama diğer 8 tanesini toplasan 1 tane adam etmez.
Yanımızdan ayrılmalarını beklediğimiz uzunca bir süreden sonra Emre zirveye çıkalım abi dedi.
Sürü anında sessizleşti. İnanamayarak kocaman gözlerle bize bakıyorlar. 2 kişi, hele bide yürüyerek nasıl çıkacakmışız? Gözlerinden okunuyor korkuları. Belki de ondan o kadar gürültücü olmaları.
Ateş sıcak. Zirvede tekrar ateş yakamayacağız bu aşikar. Yanımda doğru düzgün bir mont yok, en fazla 1 kat daha polar giyebilirim. Zirve daha soğuk olacak. Tulumu ödünç aldım, ne kadar sıcak tutar emin değilim. Diğer yandan ateş kesin sıcak tutacak ve sabaha erecek kadar odunumuz da var. Yazı tura atalım mı abi? Sürü hala sessiz. Onları sessizleştiren her sözümüz bana daha doğru geliyor:) Önce yazı gelirse çıkalım diyor Emre, tam parayı atıp tuttuğumda tura gelirse diyor. Parada Atatürk'ün silüetini görmemle 10 dakika sonra Sürünün şaşkın bakışları altında yola koyuluyoruz.
Yürüyüşümüze başlamamızla 100 metre üstümüzdeki bulutlar aralanıyor ve dolunay çıkıyor, kafa lambalarımızı söndürüyoruz. Yürüyüş temposundan üşümemiz de geçmiş. 5-10 dakikayı bulmuyor gülümsememiz yerleşiyor tekrar cemalimize. Ortam korkutucu hal öyle olunca konu da korku oluyor. Önceki turlarımızda yaşadıklarımızı anlataraktan zirveye doğru yollanıyoruz.
Zirvedeki türbenin kapısından geçip dağın diğer yarısında gördüğüm manzarayı hayatım boyunca unutmayacağım. O sahneyi gördüğüm
Bulut denizinde yakamoz.
O görüntüyü fotoğraflayamadık, denemedik bile. O görüntü anlatılamayacak yada herhangi bir fotoğraftan bakılamayacak kadar güzeldi. Akılda biraz canlanması açısından, şunun gibi birşeydi. Ama çok daha güzeldi.
Ve yine o anlardan biri. Önceki pazar günü facebookta o fotoğrafı görmem üzerine Emre'yle irtibata geçmem, Çarşamba sabahı uyanamayıp otobüsü kaçırmam, sonraki 8:05'teki otobüsü kıl payı yoldan otogar servisi çevirip yakalayışım, tesadüfen bulduğumuz kestirme patika, Sürü. Hepsi bi anlam kazandı. Tesadüf perisinden 1 hediye daha :)
İşin matematiğine kilometresine falan girmicem. Baya yürüdük, baya keyif aldık. Hendek'ten çamlıca köyüne minibüsle vardık. Çamlıca köyünden dağa vurduk. Yolun ufak bir bölümünde bir traktör yardımcı oldu. Yol boyunca bol bol çeşmeler mevcut, hiç su taşıyıp bel ağrıtmaya gerek yok. Çadır taşımaya da gerek yok, illaki uygun bir yayla evine sığınılabilir. Çok kolay bir parkur değildi, ama güzel muhabbet ve biraz kondisyonla öyle aşılmayacak bir dağ değil.
Böyle gezi yazılarımı okuyanlar hiç fotoğraf çekmiyorsun diye yakınıyorlardı son zamanlarda, Emre sağolsun baya bi çekti.

Ekipman. Bıçak, uyku tulumu, tozluklar ve termal içlik Umutcan'dan, tekrar teşekkür ettim buradan. Uyku tulumu çok güzel gitti.

İlk kez denenen patika. Baya bi kestane topladık bu patika üzerinde. O kadar kestirme olmasa da, "Sapalım mı?" "Olur, sapalım" kısmı çok keyif verdi :)

O uzaktaki yer akyazı. Akyazıda bakılacak bizim fotoğrafta gösterdiğimiz kadar şey yok :)

Göle varış anı. "Pihuuuğ bu ne abi, on numaraymış!!" dedikten hemen sonra.

Çevresini bi turlayalım, baltayı da yanımıza alalım poz veririz :D

Göl çevresinde dolanmaca.

Zirvede kahvaltı. Emre'nin eline sağlık tekrardan. Özellikle tereyağlı köy ekmeğinin bu kadar lezzetli olmasını beklemiyordum.

Diğer yamaçtan dönüşe başladık. Manzara yine muhteşem.

"La yol sağa dönüyor ama benim sola gidesim de yok değil şimdi.."

"Teeey ordan iniyoz" pozu. Bişekilde akyazıya varacak bir kamyonet bulup, hamlamış kasları çok yakmadan arkasına atladık :)
İlk karda tekrar yapmak kısmet olur diye umuyorum..
Haydin.