eskilerden: gözlerini kapattı
Nefes alıp verişini duyabiliyordu. Her nefes alıp verişinde nefesindeki nem damla damla bıyıklarında birikiyor, ter ve sisle birleşip yola damlıyordu.
Ciğerlerinin yanması. Sanki kendi ciğerleri değilmiş de, dövünen şımarık çocuklarmış gibi; şikayetlerine aldırmadan derin derin solumaya devam ediyordu. Hava meşe odunu ve yosun kokuyordu.
Sadece nefes alıp verişini duyuyordu, rüzgarın uğultusunu, ve altındaki makinanın rulmanlarından gelen tıkırtıyı… Ahenkle, güven vererek, yarı yolda bırakmayacağım dercesine çıkan ritmik tıkırtılar.
Durdu. Tırmanış henüz bitmemişti, yol sola dönüp tırmanmaya devam ediyordu, ama bu manzarada durmadan edemezdi. Matarasından bir yudum su içti ve suyun vücudunu gezişini hissetmeye çalıştı.
Kaskını çıkarttı, ardından eldivenlerini çıkarıp kaskının içine koydu. Kaskını koltuğunun altına sıkıştırıp Buffını boynuna indirirken saçlarının arasından terden dumanlar tüttüğünü göremese de biliyordu.
Nabzının kulaklarındaki zonklaması geçerken kuşların cıvıldaşmalarını duymaya başladı. 2 dakika geçmeden vücudu sakinleşmiş, nefesi normale dönmüştü. Karşısındaki vadide akan dereye, üzerindeki ufak buluta, sonra da karşı yamaçtaki devrilmiş ağaca bakıp sessizce fısıldadı.
“Ben geldim.”
…
Gözlerini açtı, katın mutfağına gidip bir fincan çay doldurdu, kilo alma endişesiyle 3 şeker atıp, masasına döndü, kod yazmaya devam etti.