eskilerden: "Move! You are not a tree."

eskilerden: "Move! You are not a tree."

Taşınıyoruz!
Ev alıyoruz!
Ve Nesli acilde çalışmaya başlıyor!

Üç tane koccaman değişiklik hayatta. Bakalım kahramanlarımız ne kadar yara bere içinde geçeceklerdi bu süreçten merakla bekliyoruz. Bana da yeni bir proje geldi, ama o çok büyük bir değişiklik değil, yani beklemediğimiz bir değişiklik değil. Gerçi taşınmak, ev almak ve Nesli’nin acilde çalışması da öyle beklenmedik gelişmeler değil. Peki neden hayretler içindeyim? Bunları amaçlamış ve hedefime koymuş olduğum halde bunları başarabileceğimize dair kendime inancım mı yok ki acaba? Güzel aktı bu cümle, bunun üzerinde çalışayım ben.

Garip ya, şu siteyi açarken yazmaya başlamadan önceki düşüncelerimle, yazmaya başlayınca akmaya başlayanlar arasında cidden çok az benzerlik var.

Yurtdışı olayında da böyle olmuştu. Senelerce konuşmuştuk şöyle gidelim böyle çıkalım yola falan, sonra iş fırsatı çıktı karşımıza ve ikimizin de tüm hevesi kabuğuna çekildi. Bir şeyi yapmayı düşünüp, yapmak arasında olmaması gereken kadar büyük bir fark var ya.

Çok uzun süren bir karar sürecimiz oldu. Bence biraz fazla uzun sürdü. Yeterince yargıladığımı düşünüyorum kendimi de Nesli’yi de (yargılama / yargılamama konusunda da bir yazı yazacağım sanırım), ayrıca buraya yazmaya gerek yok. Ama bazı anektodları da döksem fena olmaz. Bir ara…

İçimden koltuğa gömülmek, işlerin ucundan tutmamak, kabuğumun içine iyice kaçıp fırtına geçene kadar sığınmak isteyen bir çocuk var. Neyden korkuyorsun çocuğum? Sen de istemedin mi bu yollara gelmemizi, neden her allahın günü seni telkin etmek zorundayım ki? Her gün. Yaklaşık 20 gündür. Bazı günler ben de benimle oturup kalakalıyorum evde. Bazı günler de ikna oluyoruz kendimize ve işlerin ucundan tutuyoruz.

Allahın sopası yok, o günler de işler yürümüyor. Yok ekspertizin arabası bozuluyor, yok ev sahibimizin kardeşi ablayı aramıyor, yok ablanın evi pis oluyor temizlemeden göstermek istemiyor. Yok yağmur yağıyor gezmek imkansız oluyor. İçimdeki cepheyi bir şekilde yendim, sonra başka başka cepheler, bir tanesini geçtik diye olay tamamlanacak değil ya. Ama bu kadar da derinde bir şey olacağını düşünmemiştim. Böyle 20 tane falan aşama geçtik sanırım. Şu çocuğu ikna etme aşamasını da bi 20 kere yaşamışımdır. En çok canımı sıkan da o. Diğer aşamaları geçerken biliyorsun ki, geçili kalacaklar. Şey gibi, ölünce fazla geriden tekrar denediğin bilgisayar oyunu. Geçtim abi ben bu bölümü, başka yeri geçemedim, bu kısmı neden tekrar geçiyorum her defasında?!

Bir de sürekli bir sınanma olayı; çok uzun süre yalnızca 200bin kredi çekebileceğimizi sandık, ona göre planlar yaptık. Şimdi meğerse 1milyon limitimizin olduğunu öğrendik. 200bin %1.3 faizin limitiymiş. %1.9’a 1milyona kadar çekiliyormuş. Biz (yada ben) nedense bunu yapılmaz bir şey olarak görmüşüm, gayet de yapılır aslında. Yeterince istemeseydik bu bilgiye varamadan çoktan yoldan caymaz mıydık?

Bir de neden %1.9 demişler bu faizleri çok saçma hesaplıyorlar. Yada ben nasıl hesaplandığını bilmiyorum.

Hayat yada yol da böyle değil mi zaten, bir zorluğu kabul edip ona göğüs germeyi seçtiğinde o zorluk ufalıyor, cebe sığmaya başlıyor. Ucundan tutmadığın sürece, dayılanıyor kocaman görünüyor. Bir de özgüvensizlik, yapamayacağına olan inanç ve endişe üçlüsü, arkadaşa alttan ışık tutup olduğundan daha kocaman görünmesine sebep oluyorlar. Ama bi ufak motivasyon anında bi bakıyorsun ki bacak kadar bişeymiş onca korkulan iş. Vur kulağının arkasına fiskeyi geç…

Gerçekten bazı şeyleri yapamaz bazı insanlar, herkes herşeyi başarabilir zırvalarına inanmıyorum. Ama yapamayacağımızı düşündüğümüz şeylerin en az %80ini yapabiliriz bence. Tam tersi de geçerli bence, ben bunu yaparım dediğimiz şeylerin de bi 5’te 1ini beceremeyebiliriz bence. Olayları bu şekilde görebilmek ve duygusal olarak karar vermek yerine, imkanım varsa takvimim müsaitse, o gün o şeyi deneyebileceksem, bi denemekle ne kayderim demek gerekiyor.

Bir de şu çocukla napsam bilmiyorum. O artık ben değilim. Daha doğrusu ben artık sadece o değilim. Yetişkin bir tarafım da var artık. Bazı anlarda varlığı bir nimet, iflah olmaz merağım, ellerimin becerisi ve hissedebildiğim duygular için sana çok teşekkürler çocuk.

Ama seni bazen hiç anlayamıyorum, ortada korkacak bir şey yokken dibine balıklama daldığın bu korkular neden?

Ne geldi ki bizim başımıza korkulacak, korkuyla çıktığımız her yolda, hava her bozduğunda çok güzel şeyler yaşamadık mı, özgürlüğü dibine kadar tatmadık mı?

Korkma be çocuğum, ben varım (: