güzel bir sabah
Neslinin alarmı çalmaya başladı, ertelendi. İçime bir çizik atıldı. Diğer saatin alarmı başladı bu sefer de. O da ertelendi. Uyur uyanık bir süre geçti, nereden geldiği belli olmayan başka bir alarm sesi. Yere düşen bir telefonun çatırtısı. Çıkan her seste, okyanusa atılan taşın etrafındakiler gibi beynime dalga dalga yayılan bir öfke. Neslihan'da görüp kızdığım kendi yüzüm. "Erteleyecekse neden alarmı kuruyor ki?" derken benim alarmım çalmaya başladı.
Yatakta dönüp yerde duran telefonuma baktım.
7:40, durdur, ertele.
Yarım belki 1 saattir nesliye (ve onun üzerinden kendime) tükürdüğümü yalayamazdım. Sıktım dişimi, bastım çarpıya, dedim durdur.
Kalktım, 7:40'a kurmuşum ama ne yapacağımı kurmamışım. Fizyoterapinin egzersizlerini yapayım dedim, hemen kafamda ona bağladığım iş zortladı: "Bu programı dijital olarak kendine çıkarabileceğin bir uygulama yükle, ordan doğru düzgün başla kağıtla falan kaybolur".
Araştırmaya başladım, arkaya başka bir videoya dağılmadan bir müzik açtım. Nesli geldi, bana -daha doğrusu bende görüp kızdığı kendisine- telefona mı düştün ya diye sitem etti. FTR uygulaması araştırıyorum dedim, hee tamam dedi gitti.
...
Bu yazıya 2 gün önce, tam hafta başında başlamıştım. 9:30'ta Halil Bey'den kod isteyip cevap alana kadar yazıvereyim demiştim. Kod geldi, mesai başladı ve yazı bu güzel ritminden koptu, bugün devam ettireyim dedim. Aynı havada gelmedi devamı, 2 gün öncenin taze enerjisine de sahip değilim.
Ama bu farkındalık mühim ya. Bilinç üstümde Neslihan'a kızıyorum sözde, ama aslında hali hazırda kızgın olduğum subje kendimim. Kendime kızdığım şeyleri Neslihanı yaparken gördüğümde fena oluyor. Bu Nesli'ye özgü de değil, Kemal vardı akutta ne gıcık adamdı.