koca yaşlı şişko dünya
Bir şeye yada bir yere çok alışmak, alışabilmek iyi mi kötü mü? Esnemek yada, ne kadar gerekli, ne kadar zorunlu, ne kadar seçimli? Bunun üzerine bir hikaye yaşandı dün.
Hikaye birkaç gün önce bir telefon gelmesiyle başladı: "İlker bisikletin yerinde yok". Göğüs kafesimin içine artan bir ısı saçma sapan birkaç kelime olarak ağzımdan döküldü: "Nası ya", "Yok, benimki burda duruyor, emin misin buraya bağlamış mıydın başka bir yere mi koydun?" derken aklımın içinde ırmak olmuş akan düşünceler ve hisler beni inkâra, onun bisikletinin neden orada dururken benimkinin çalındığına, polise aramalı mıyım, bulsa ne olacak ki gene leş hale getirecekler, yok abi bidaha bisiklet almam ben bu ne, bide apartmanın içinde bide bağlı, şu şopar mahallesinde dolaşsam mı arabayla, bu sefer saldırırım ama bulursam bi önceki seferki kadar sakin kalamam, saldırırsam saldırırlar bisikleti alıcam derken sağlığımdan yada temiz sicilimden olurum, of neden bugün ya, neden bana yada, 1 paketi 80 lira desen sigaranın ayda 2400 lira, 10 ayda 24bin liralık bi bisiklet alabilirim...
Bi sn cidden bağladım mı?
Düşün İlker en son ne yaptın?
Ulan tam da Efes'te ilk kez bi bisiklet turu etkinliğine katıldıktan sonra olacak şey mi bu. Araba Nesli'de kitli, ben nası gidicem oraya buraya, Nesli'ninkini kullanırım...
Vergi dairesi! Vergi dairesine gittim, ordan dönüşte yürümedim, evet bisikletle döndüm. Sonra? Sonra pide yedim, orda Turkcell'le telefonda konuştuk, başka birileriyle daha sanki telefonda konuştuk. Ordan nasıl döndüm ki? Bisikleti yoksa orada mı unuttum ki? Orda unuttuysam da çalınmıştır ya.. "Nesli, mercan pide'nin önünde unutmuş olabilirim, hazır dışarıdayken oraya da bi bakar mısın?" 5dk sonra "Yok İlker burda", "Hadi ya..", "Yok valla, neredeydi?", "Pidecinin önünde işte öyle görülmeyecek biyerde değil.", "Adam almış mıdır ki içeri?", "Sanmıyorum, ama bi sorayım yarın", "Polisi arayacak mısın?", "Napacak ki? İstemiyorum, yatıyorum ben."
Tam da gidonunu tamir edecektim. Neyse sabah ola hayırola..
Derken 2 gün sonra (yani dün), Umut'un babasının cenazesine gideceğiz diye sabahleyin hiç 8.yıldönümümüze kanalize olamamış biz, cenazeden dönüşte artık kendimize vakit ayırıp 7bilgeler'de 3 kadeh şarapla bikaç şahane meze yemişiz. Çok da güzel sohbet etmişiz şeb-i aruz çevresinde. Derken Selçuk'a vardık, arabayı pideciye yakın bir yere park ettim. Bisikleti dedim bulursam ararım sen eve park edersin, tamam. Yürüyorum pideciye ama, var bi his içimde de. Ve 100mt öteden gördüm bisikleti. Yuh dedim Nesli nası göremedi bunu burada dün? Sonra pideciyle konuştuk, adam içeriye almış dükkanı kapatırken. Biyere kadar da gidip gelmiş bisikletle (: Oh dedim ya ne iyi olmuş.
Aramadım nesliyi, atladım bisiklete pedalladım yanına, gördü arabanın içinde alkışlamaya başladı. Adam seleyi indirmiş, kurdelası da kayıp bisikletin. Önceki gün internetten öğrendiğim şekilde gidonunu sıktım. Nesli de el etti, ön maşa yerine cuk diye oturdu. Yapılacaklardan 1 iş daha eksildi 10 dakikada. Ben bir test sürüşüne çıkacağım dedim. Nesli eve çıktı, Sofi'yi alıp aşağı indi ve akşam gezmesine başladılar.
Bisikletin ayağını da tamir ettim o sırada, sele yüksekliğini ayarladım ve bisikletle yollandım. Trafikte ışık bekledim. Altımdaki aletin tepkileri bakmayınca Nazlı'yı çok andırır hale gelmişti. Sanki 2012'ye geri dönmüş Eryaman'da ışıklarda bekliyordum. Dutlu yola yollandım, gidon biraz sertçe dönüyor gibiydi. Durdum, gevşettim, devam ettim. 300 metre sonra biraz yana yatık gibiydi, durdum, düzelttim, devam ettim. Derken dutlu yolun yarısında gıdım gıdım yapma İlker tüm cıvatalarını ayarla artık şu bisikletin derken, gidon boyunu, sele konumunu, gidon açısını, yüksekliğini de ayarladım. Bisiklet oldu Nazlı. Bazı ayarlarını ilk kez yaptığımı farkettim ve dedim ki: "Ben bu bisikleti neden hiç ayarlamamışım?". 2020 Nisan ayında aldığım bisiklet, 4.5 senedir bende. Ve gidon yüksekliğini ben (!) ayarlamamışım. Nazlının jant akoru için 3 saat uğraşan ben, bunun gidon yüksekliği için 5 dakikamı vermemişim. Dutlu yolun bisiklet yolunun bitişine geldiğimde bu soruya vardım. Ve cevabı buldum: küsmek.
İçimdeki kocaman bir çöplüğün kapısı aralandı ve zehirli bir koku yayıldı benliğime sanki. Küsmüşüm, bisikletim çalınınca. Küstüğümü unutmuşum. Barışmaya çalışmışım, yapamamışım. Canan demişim, Nazlı 2.0 demişim, hadi başlıyoruz demişim, ama barışmayı becerememişim. Kocaman duruyor içimde. 2 tane cıvata sıkacaktın be. Durdum, indim, banka oturup sigara yaktım. Whatsapp'ı açıp Textbouncer'a ses kaydına bastım, konuşmaya başladım:
"Az önce bisikletimi buldum, ve bi ayar yapayım dedim bisikletime. Ve ayarladım, güzel oldu, ayarlamamışım bisikleti, sahiplenmemişim. Biyerde işte Nazlı'nın çalınmasına olan öfkem gitmemiş içimden, onu tutmuşum içimde. Dolayısıyla bu bisikleti sahiplenememişim, yani kendi bedenime göre bu bisikleti ayarlamamışım. Ve beğenmemişim, bi küskünlük bi.. Iıı.. Küsmek ya. Yani.. Ve böyle küstüğüm şeyleri düşündüm.. Iıı.. Blog, blog yazmaya küstüğümü farkettim, işte bisiklete küstüğümü farkettim, ara ara arabaya küsüyorum. Iıı.. Ve bu küskünlükler çoğaldıkça da hayata küsüyorum. Hayata küstükçe sanırım esnekliğimi kaybediyorum. Çünkü hayat zaten.. Küstüğüm birşey, yani zaten.. Haketmiyor, özenmemi haketmiyor, çabalamamı haketmiyor. Somurtup küsüp öyle yaşıyorum günden güne. Siyasete küskünüm, teknik anlamda insanlara küskünüm, Neslihan'a kimbilir kaç konuda küskünüm? Halbuki iki tane cıvatayı sıkıp biraz çaba harcasam, herşey akışına oturuyor rayına oturuyor, oturdu... Çaba, çaba sarfetmeyi bırakmak ve küsmenin tek zararı kendime. Başka hiç kimseye bi yararı yada zararı yok. Bazı şeyler haricinde, hiçkimseye kesin yararı yok da, bana da zararı var. Bikaç hafta yada bikaç ay ben bu küstüğüm şeyleri bi temizlemeye çalışıcam ya. Çalışmalıyım yani. Çok ağır bi yük... Çok ağır."
Ağzımdan çıkanların ve bir anda gelen büyük farkındalığın etkisiyle ilk yaktığım sigarayı unutup, lan sigara içicem diye durdum, sigara içmedim diyip ikinci sigarayı yaktım (söndürürken izmariti nereye attığımı hatırladım). Bu anı bir şarkıya bağlamam lazım ya, bu farkındalığı unutmamalıyım dedim. Küsmek, dağlara küstüm ali? Çok isyan, çok farklı duygu. Dur bi spotify'a yazayım. MFÖ küsme bana? O ne kibir mazhar.. Hmm Adamlar, "eski dostum tankla gelmiş.. koca yaşlı şişko dünya. Bu!
"Her sabah yeni bi' filme başladım
Farklı sonlar istesem de hep aynı finalle bitti
Sonra birden dank etti, dünyayı anladım
Aldım onu karşıma, anlatmaya başladım
Koca yaşlı, şişko dünya
Koca yaşlı, şişko dünya
Ben dağıttım evini, sen erittin beynimi
(Koca yaşlı, şişko dünya)
Gel anlaşalım senle, ver gözümün ferini geri
Geri, geri, geri, geri"